Tek çocuk hiç çocuk mu?

İşi gereğince saatlerce bilgisayar başında kalan ben, söz konusu blog olunca tuşlara yabancı oluveriyor. Neden sorusunu sormuyorum bile… Çünkü cevabını gayet iyi biliyorum. Ömrüm boyunca iş konusunda gösterdiğim hassasiyeti söz konusu özel hayat olunca savsaklayan birine dönüşüyorum. Aslında ikinci çocukla birlikte özel hayatın önemini daha çok anlamaya başladım diyebilirim. İşini deli gibi seven biri olarak iki çocuklu hayattan sonra sınırlarım biraz daha gevşemeye, önceliklerim biraz daha değişmeye başladı. Çevremden sürekli tek çocuk hiç çocuk lafını duyup, ‘Amaaan ben Alp Buğra gibi 3 çocuğa bedel bir çocuk büyüttüm. İkinci de ne var?’ desem de –ki dedim- dilimi eşek arıları soksun. Gerçekten tek çocuklu hayat hiç çocuklu hayatın sadece bir level üstüymüş. Ben şu an 10 level üstte yaşıyorum desem 😀

Öğretmeni raporlu olduğu için ilgi, ödev, ceza, ego kavramlarının tümünün birden tavan yaptığı 7,5 yaşında bir ergen ve 15 aylık olmasına rağmen doğuştan ergenliği ile abisini cebinden çıkarma yolunda hızla ilerleyen bir minik adam. Cinnet mi nerde? Hemen kapının ardında… Vallahi de araladım demiyorum, içerdeyim, dibine kadar yaşıyorum…

Okula gitmemek için direnen büyük oğlumla, bizimle geçirdiği her anı daha fazla uzatmak ve bu anlara kesinlikle abisini dahil etmemek için uğraşan minik hobbitimle savaşmadan, nasıl sakin kalayım mücadelesi veriyorum. Kardeş kıskançlığı da tavan yapmış durumda. Büyük oğlum, alenen tek çocuk olsam daha iyi olur muydu? Ya da sadece bir çocuğun olsa hangimizi seçerdin demeye başladı bile!

Çocuklar arasında olan kardeş kıskançlığı ve bunlara karşı yapılması gerekenleri Çocuk Psikoloğu Seval Uslu Yazıcı anlattı. Ben de sizlerle paylaşıyorum. Yazıyı dikkatle okumanızı öneririm. Küçük ipuçları da var…

Kıskançlığı doğuran başlıca neden; anne babanın ilgi ve sevgisini, büyük kardeşin, küçük kardeşiyle paylaşmaya yanaşmamasıdır…

“3 yaşındaki Efe kardeş beklemektedir. Anne ve babası onunla sık sık bu konuyu konuşup, onu bebeğin doğumuna gerektiği gibi hazırlamayı düşünmüşlerdi. Çünkü Efe annesinin karnının neden büyüdüğünü merak ediyordu. Onlar da, kendisine, karnın içinde bulunan bir bebeğin orada günden güne gelişip büyüdüğünü ve yeteri kadar büyüdüğünde annesinin karnından çıkacağını, kendisinin de böylece küçük bir kardeşe kavuşacağını açıklamışlardı. Bu durum, Efe’yi heyecanlandırmış ve kardeşinin doğumunu sabırsızlıkla beklemeye başlamıştı. Anne ve babası Efe’nin ruhunda, doğacak kardeşine karşı sevgi dolu bir havanın esmesini sağladıklarını düşünmüşlerdi.”

Aileler bir kardeş geleceği zaman, bu durumu sevinç ve özlem dolu bir edayla büyük çocuklarla konuşur, aynı duyguları onların da duymalarını sağlarlar. Büyük çocuk da merak duygusuyla kardeşinin doğumunu sabırsızlıkla bekleyecektir. Ama yine de ağabey ya da ablaların, dünyaya gelen küçük kardeşlerini çelişkili (ambivalant) duygularla karşıladıkları görülür.

Efe’nin nihayet beklediği gün gelmiş, bir kız kardeşi olmuştu. Babasıyla birlikte hastaneye kardeşini görmeye gitmişlerdi. Kardeşini gördüğünde onu çok sevmişti. Anne ve babası gibi çok mutlu görünüyordu. Eve gitmek için tam kapıya gelmişlerdi ki Efe annesine dönerek seslendi: “Kardeşimi gördüm artık, onu çöp kovasına atabilirsiniz, bir daha görmek istemiyorum, onu at ve sonra eve tek gel!”.Eve dönene kadar yol boyu diretip durmuştu. Kardeşini çok da sevecen karşılamayan Efe’nin, gün geçtikçe davranışlarına anne ve babası bir anlam verememişti. Efe’yi bir çocuk psikologuna götürmeye karar vermişlerdi.

Kardeşler arasındaki kıskançlık, yukarıda aktarılan olayda olduğu gibi gözle görülür bir somutluk taşımasa da, çoğu ailede sıklıkla rastlanan bir olaydır. Bu kıskançlığı doğuran başlıca neden, anne babalarının ilgi ve sevgisini, büyük kardeşlerin küçük kardeşleriyle paylaşmaya

yanaşmamasıdır. Yaşça daha büyük çocukların yeni doğan kardeşlerine tepkisi daha farklı olur kuşkusuz. Bir kardeş dünyaya geldiğinde, büyük olan, bu yeni yeryüzü sahibinin çevresinde, tüm aile bireyleri gibi döner, onun el üstünde tutulup kendilerinin arka plana itilmelerine içerlemez, ona başköşede yer verilip kendilerinin ikinci sırada tutulmalarına kızmazlar. Çünkü kardeşlerini sevmeleri gerektiğini öğrenmişlerdir. Eğer kardeşlerini severlerse anne ve babalarından “aferin” alacaklarını bilirler ve bu durumla kıvanç duyarlar.

“Elif 8 yaşında yeni kardeşi olmuştu. Annesi Elif’in kardeşi doğduktan sonra yemek yemesinin düzeldiğini, iştahının açıldığını belirtmişti. Sofrada artık yemek seçmediğini ve önündeki yemeğin hepsini bitirdiğini söylemişti. Bir ara “kardeşim benim gibi yemek yemiyor, yediği sadece mama ve süt değil mi anne?” demişti.”

Burada görüldüğü gibi Elif yemek yemeye büyük bir iş olarak bakıyor ve bu yoldan kardeşine üstünlük sağlamaya çalışıyordu. Başka bir deyişle, bu rekabeti dolaylı yollarla yaşıyordu. Kardeşler arası kıskançlık, dolaylı ve direkt olabileceği gibi, çocuk gelişiminde tümüyle “doğal ve kaçınılmaz” bir olaydır. Bu konuda çoğu şey ailenin tutumuna bağlıdır. Çocuğun kıskançlığına yönelik ailenin vereceği kabul edici ve yönlendirici tepki çocuğun ruhunda “hakkaniyet” duygusunun gelişmesini sağlarken, ailenin verdiği yanlış bir tepki (kıskançlık yaptığı için cezalandırmak, utandırmak gibi) çocuğun bu kıskançlık duygusuna takılıp kalmasına ve ilerideki dönemlerde de bu duygunun varlığını sürdürmesine yol açabilmektedir. Çocuğun kardeş kıskançlığında takılı kalmasında, anne ve babaların yaptığı

hatalardan biri, çocuğa gereğinden fazla ve karışık açıklamalar yapmalarıdır. Yeni bir kardeşin onun hayatında olumsuz bir etki bırakabileceğiyle ilgili, anne ve babanın yoğun kaygıları, çocuğun kardeşine de olumsuz duygular beslemesine neden olacaktır. Başka bir deyişle, anne ve babaların büyük çocuğun kıskançlık duygusuyla baş edemeyeceğine yönelik endişeleri, çocuğun bu duygu ile uygun (adapte) bir şekilde baş edebilmesini güçleştirecektir. Anne ve babaların yaptığı diğer bir hata da, küçük çocuk doğduktan sonra, anne ve babaların, büyük olanın kıskanacağını düşünerek; küçük olanı kucağına almaması, onu sevmemesi veya büyüğünü daha çok sevdiğini söylemesidir. Bilindiğinin aksine, bu durum çocuğu rahatlatmak yerine, onun küçük bebeğe karşı olan olumsuz / hırçın davranışlarının alevlenmesine neden olacaktır. Çünkü anne ve babaların bu eylem ve ifadeleri, ağabey / ablalarına, kardeşlerinin sevilmeye değer bir varlık olmadığını düşündürerek, onların bu yeni yeryüzü sahibine uyum sürecini zorlaştıracaktır. Ne var ki söz konusu sorun uygun bir terapi ile geniş ölçüde hafifletilip yumuşatılabilir. Psikoterapi ve / veya aile danışmanlığı yardımıyla, kardeşler birbirine daha centilmence bir tutum geliştirmeyi öğrenebilirler.

 

Kardeşler arası hakkaniyet duygusunun gelişimi için dört aşamalı bir sürece tanık oluruz:

İlk aşama; “ben kardeşimden daha çok isterim”

İkinci aşamada; “ben de kardeşim kadar isterim, hak olan budur”

Üçüncü aşamada; “ağabeyim\ablam benden büyük benden biraz daha çok alabilir. Ama onun yaşına geleyim, ben de onun kadar isterim”

Son aşama ise; “yiyeceklerin ve içeceklerin hepsinden yeterince var. Biri olmadı mı diğerinden bol bol alabilirim.” Böylelikle çocuklarda “hakkaniyet” duygusu gelişir.

Diğer Yazılar

Popüler Yazılar

Kadın olmak mı öldürülmeden yaşamaya çalışmak mı?

Anne olmak mı zor kadın olmak mı ya da öldürülmeden yaşamaya çalışmak mı? Aslında bu...

En Baba Dembaba mı?

Futbolun ‘F’sinden anlamayan ben nasıl böyle başlık attım. Hiçbir fikrim yok. Ama hoşuma gitti....

İçimde Doymayan Bir Dev Var!

Var mı var vallahi! Hamileliği 6,5 kiloyla tamamlayarak doktorunu bile dumura uğratan ben doğumdan...

Sirkeli Suya Veda; Ilık Duşa Merhaba!

Yüksek ateşle imtihanımız devam ederken aslında doğru bildiğimiz ya da doğru olduğunu sandığımız şeylerin...

Yüksek Ateş Git Başımızdan!

Bugün yüksek ateşle imtihanımızın 3. günü. Bu 3 gündür ne uyku uyudum ne de rahat...

Bedavaya Baba Olmak mı?

  Bu cümleyi çok kullandığımı kabul ediyorum. Çok kullandığım için de beni feminist olmakla suçlayanlar...

Kategoriler

Yorumlar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here