Her Anne Mükemmel Olmak Zorunda mı?

Anneliğin mükemmellik olmadığını anlama konusunda biraz kalın kafalı olduğumu kabul ediyorum. İş hayatında mükemmellik uğruna bayağı bir takıntılı olan ben; konu annelik olunca takıntıları bir kenara bırakmanın gerekliliğini öğrendim. Ha düzeltiyorum, itinayla öğrettiler!

Nasıl mı? Takıntılı bir annenin çocuğu daha takıntılı olursa ne mi olur? Anne boşvermenin ne demek olduğunu itinayla öğrenir. Büyük oğlum Alp Buğra doğduğunda her şeyi kitabına uygun yapma konusunda inat eden ben ikinci çocukla beraber evrensel olan gerçekler dışındaki tüm kitap bilgilerini bir kenara kaldırdım ve çocuğumun büyümesini keyifle izlemek istiyorum.

Alp Buğra’da emzirmeden tutun da uyutmaya kadar her şeyi kitabına uygun olarak yapmak için ne kadar çırpındıysam her şeye inat bir çocukla savaş vererek geçti ilk aylarım. Nasıl mı? İşte böyle….

Gündüz 2; gece 3 saatte bir emzirmek gerekir!

Zaten gazlı bir bebek olan büyük oğlumu bu kurala göre emzirmeye çalıştıkça o iyice hırslanıp bana dünyayı dar eden ağlama krizlerine girince pes eden ben oldum ve o ne zaman isterse emzirmeye başladım. İkinci oğlum Başar’da bu konudaki tavrım çok net. Ne zaman isterse karnını doyurma hakkı var; ha bu arada o da daha bacak kadar boyuna bakmadan keyfi beslenme turlarına başladı…

Sütün gaz yapmamalı!

Yapıyor, ne yapabilirim kardeşim süte karşı midesi hassas olan benim, çocuklarım da bana çekmiş. Büyük oğlumda laktoz intöleransı vardı. Ne diye sormayın! Bir ara anlatırım. Şu an bile çığlık atma şeklindeki ağlamaları gözümün önünden gitmiyor. 3 kat üstte oturan komşum, bu çocuk kesin düştü diyerek aşağıya iniyordu her seferinde. O strese bir de ‘hayır çocuğum düşmedi, o böyle ağlıyor’ u açıklama derdini düşünün. Cinnetin bir kapısını açıp diğerini kapıyordum. Başar da gazlı ama en azından abisi kadar değil. O yüzden çok fazla stres yapmıyorum. Tabi 2 ayı devirmemize rağmen gaz yapacak her şeyden kaçmaya devam. Gün boyu geçmişte ziyafet anlayışım olan ekmek peyniri yemeye devam ediyorum. Yakında iğrenmeye başlarım. Gaz yapsa da ufak ufak kaçamaklar yapmaya başladım.

Sütüm yetmiyor mu acaba!

Bu soru her annenin kafasını yeterince kurcalıyorken, benim gibi takıntılı birinin durumunu siz düşünün. İtiraf ediyorum. Bu soruyu soranları ‘Yetiyor herhalde çocuğum sağlıklı’ diye geçiştirsem de iki günde bir çocuğumu tartıyorum. Evet arızayım. Neden mi? Beni bu hale getirenler düşünsün. Her annenin sütü fışkırmak zorunda değil! Yetsin yeter…

Kilo alıyorum!

Evet alıyorum. Çünkü yemek için yaşayanlardanım. Tamam çocuğumu beslemek için yemek zorundayım ama her şey gaz yapıyor diye yediğim ekmek peynirin haddi hesabı yok. Aynı şeyleri yemekten tatlıya dadanmış durumdayım. Yazarken bile canım tatlı istiyor ne yapayım şimdi? Hamilelikte aldığım 6,5 kilonun üzerine doğumdan sonra bir 6 kilo daha verince gaza gelip aldığım pantolonların içine giremezsem o zaman depresyonun kapısını aralamadan açıveririm o kesin!

Senin sinirlerin bozulmuş!

Evet sinirlerim bozuk. Saatlerce salladığın minik adam yatağına yatırdığında sanki hiç dalmamış gibi gözünü açıp gülmeye başlıyorsa senin de sinirin bozulur. Mesela bugünü örnek vereyim gece 2’den beri 20 dakikada bir kalkan oğlum sabah 4’te tamamen uyanmıştı ve ben 6’dan 11’e kadar onu saatlerce salladım. Sonuç mu? Beyefendi 12,5 gibi emzirirken memede uyuyakaldı. Nasıl sakin olunacağını bilen varsa bana öğretsin lütfen. Uykumun en güzel yerinde uyandım diyemiyorum; çünkü hiç uyuyamadım ki:(

Bu çocuk gece gündüz farkını bilmiyor mu?

Biliyor da gecelerin efendisi olmaya karar verdi! Bilmiyor kardeşim ne yaparsan yap o istemeden de öğretemiyorsun. Ne zaman öğrenmek isterse o zaman öğrenir. Ben pes ettim. Sen de lütfen söylemeyi bırak artık.

Uyku düzeni oturt artık!

Buyur sen oturt. İlk çocukta çok denedim. Sonuç 2 yaşında hala uyumaya direniyordu. Bunda saldım vallahi. Canı ne zaman isterse oturtur düzenini. Tabii bunları yazarken uyku düzeni konusundaki çalışmalarımda ufak çapta devam ediyor itiraf edeyim. Ama zorlamıyorum, sadece deniyorum. Uyku düzenini oturtacağım diye ruh sağlığımı bozmaya niyetim yok.

Eve tıkılı kalmak kolay mı?

40’ı çıkana kadar evden çıkarılmaz diye kendimi eve tıkmış, ilk çocuğum büyüyene kadar sokağa bile çıkarmamıştım. Sonuç eve tıkılmaktan depresyona girmek üzere olan bir anneydi. İkinci çocukta 20 günlükken akraba ziyareti, 2 aydan sonra da alışverişe gittim. Bunu nasıl yaptım ben bile inanamadım ama arkadaşlarıma yemeğe bile gittim. İlk yarım saat zorlasa da sonraki 2 saati uyuyarak geçirince yemek yemek ve sohbet etmek şansım bile oldu. İlk çocukta bırak sohbeti yemek bile yiyemiyordum. Düzenli olacağım diye gittiğimiz her yerde bir odaya tıkılıp beyefendinin keyfini yapmaya çalışıyordum.

Lohusa depresyonu mu geçiriyorsun?

İlk çocukta geçirmiş olabilirim. Olabilirim diyorum çünkü uykusuzluk ve yorgunluk o kadar tavan yapmıştı ki depresyon geçiriyorsam bile farkına varamamıştım. Bunda daha iyiyim. Her şeyin farkında olmamın ve mükemmeli hedefleme takıntımdan vazgeçmemin önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum.

Kısacası mükemmel anne diye bir şey yok; tamam reklamlarda olabilir ama emin olun her anne birazcık arıza ve böyle daha sevimliyiz. Yazılarını okurken çok keyif aldığım Psikiyatri Uzmanı Dr. Erdem Onur Özalmete’nin ‘Mükemmel Değil; Mutlu Anne Olmak’ yazısını da aşağıya ekliyorum. Keyifle okuyun benim gibi:)

Annelik öğrenilir mi? Evinizdeki yaramaz kedinin yavruları olunca nasıl bir anda olgun bir anneye dönüşüverdiğini gözlemiş olabilirsiniz. Hayvanların çoğunda özellikle de memeli hayvanlarda anneliğin doğal bir içgüdü olarak bulunduğu ve doğum sonrası artan oksitosin hormonu ile tipik annelik davranışlarının ortaya çıktığı biliniyor. Yavruyu besleme, okşama, yalayıp temizleme, ısıtma; genel olarak çevresel etkenlerden koruma davranışının içgüdüsel olarak genlerde kayıtlı olduğu hemen herkesin bildiği bir gerçek. Bu içgüdüsel davranış, diğer hayvanlarda olduğu gibi insanlarda da bulunuyor. İnsanlarda da etkili olan hormon oksitosin.

Günümüzde çocuk sahibi olmakla ilgili konuşmaların en beylik kavramlarından birisi “annelik içgüdüsü”. Bu kavram yeni bebeğin sorumluluğunu paylaşma kavgası veren modern çiftlerin tartışmalarında bile sıkça dile gelir oldu. Alt değiştirmek istemeyen bir babanın “Ama sizin annelik içgüdünüz var!” savunusunu yaptığı görülür. Eğer genç babalar, gebelik ve doğum sonrası dönemde erkeklerde de oksitosin hormonu artışı olduğunu bilselerdi tartışma ne yöne giderdi sizce? Evet, bu bir gerçek. Yapılan çalışmalar eşi hamile olan erkeklerde bazı hormonal değişiklikler olduğunu ve erkeğin de bir tür bakım veren olmaya hazırlandığını gösteriyor.

Kısacası genetiğimizin hem anne olmayı, hem de baba olmayı içgüdüsel ya da hormonal olarak sağlayan bilgiyi kayıtlarında taşıdığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte evimizdeki kedinin kısa sürede annelikle ilgili her şeyi bilen bir duruma gelmesine ama biz üstün ve akıllı insanoğlunun sonsuz acemiliğine ne demeliyiz? Şu an bu yazıyı okumakta oluşunuz da bunun bir kanıtı değil mi? “Nasıl daha iyi anne olurum?” Bu sorunun her gün aklımızı kurcalamasını bir yana bırakalım eğer yeni bir anneyseniz kendi annenizin, kayınvalidenizin, eşinizin, komşunuzun, görümcenizin, eltinizin, babanızın, kayınpederinizin, saymakla bitmez, çevrenizdeki hemen herkesin öneri ve tavsiyelerine maruz kalırsınız. Zaten bilmediğinize inandığınız bu “kutsal” meslek hakkında çevrenizdeki akil insanlar, yüzlerce kitap, TV programları gibi bilgi kirliliği yaratan birçok etkenle kafalar iyice karışır. Kedinizin kıvrıldığı yerden size küçümseyen gözlerle baktığını görürseniz şaşırmayın…

Kadınların annelik davranışları kültürlere ve zamana göre oldukça değişiklik gösteriyor. Hormonların sağladığı temel annelik davranışları aynı olsa da bebekle kurulan ilişki ve çocuğun yetiştirilmesinin bütün süreci kültür ve toplumsal yapı tarafından fazlaca etkileniyor. Örneğin Batı toplumlarında bebeğin kucağa alınması, emzirilme süresi, anne bedeniyle olan teması Doğu toplumlarına kıyasla oldukça azalmış durumda. Batı’da toplumun beklentisi bağımsız, özgüvenli bireyler yetiştirmek olduğu için anneler çocuklarını uzaktan seviyor. Doğu toplumlarında ise kantarın topuzu öbür tarafa kayıyor; 5 yaşına kadar emzirilen çocuklar mı dersiniz, anne-babalarının yanında uyuyan ergenler mi? İki tutum arasında bir dengenin mümkün olduğu düşünülebilir. Ama Türkiye’ye, ne Doğulu ne Batılı olabilen toplumumuza bakınca Doğu-Batı sentezini ya da bir denge halini değil her iki tarafın aşırılıklarının bir karmasını görüyoruz. Küçük çocuğuyla arkadaş olmaya çalışan, özgüven pompalayan, onunla büyük bir insanmış gibi konuşan, oyun oynarken en eğiticileri seçen bir annenin çocuğu hala emzirdiğini, aynı yatakta yattığını, kuralların bir koyulup bir kaldırıldığını sıkça görüyoruz. En iyisini yapmaya çalışan ama bir türlü ayarı tutturamayan bu annenin hissettiği yetersizlik duygusunu tahmin etmek zor değil. En eğitici oyunlarla ayar verilmeye çalışılan küçük oğlanın evde yapboz yapmak yerine yapboz tahtası ile camı çerçeveyi indirdiğini, okulda ise diğer çocuklar karşısında süt dökmüş kediye döndüğünü duymuş ya da görmüşsünüzdür.

Çözüm ise iyi bir Doğulu ya da Batılı olmakta ya da iyi bir denge tutturmakta değil. Annelerin doğal-içgüdüsel yeteneklerinden neden bu kadar uzaklaştıklarını anlamak gerekiyor. Bu noktada toplumumuzun hızla değişen yapısının genç anne-babalar üzerindeki etkisinden elbette söz edilebilir. Ancak bu değişimi bütünüyle anlayarak göğüslemeye çalışmadan da çocuk büyütmedeki temel yanlışlar düzeltilebilir. Eğer çocuğunuzu büyütürken sürekli en doğru olan yöntemi uygulamaya çalışıyor ve bununla ilgili sürekli birilerine danışıyor, kitap karıştırıyor, TV programlarını takip ediyorsanız bilin ki yanlış yoldasınız! Burada sorunu başvurulan bilgi kaynaklarının yanlış olmasından ziyade; bir annenin neden bu kadar “doğru” arayışında olduğunda ya da neden bu kadar yetersiz hissettiğinde aramak gerekiyor. Yukarıda da belirtildiği gibi bir kedide bile olan temel yeteneğin bizlerden bu kadar uzaklaşmasının altında aslında kaygılarımız yatıyor. Kaygılarınızı ve dolayısıyla annelik becerinizi belirleyen şey ise kendi yetiştirilme biçiminiz. Dolayısıyla çocuğunuzla ilgili endişe ettiğiniz her şeyin altında kendi psikolojik süreçleriniz yatıyor. Bu nedenle çocuğunuz için en doğru olanı yapmak yerine kendinizi anlamak ve eğer gerekliyse yardım almak için adım atmalısınız. Kedi gibi huzurlu ve mutlu olmak dışında yapmak ya da bilmek gereken bir şey yok mu? Elbette öğreneceğimiz çok şey var ama insan kaygılıyken öğrenemez.

Diğer Yazılar

Popüler Yazılar

Hem Tembel Hem Anne!

Uzun zamandır yazmak için oturulan bu bilgisayarın başı uzun süredir yazmak için...

Kadın olmak mı öldürülmeden yaşamaya çalışmak mı?

Anne olmak mı zor kadın olmak mı ya da öldürülmeden yaşamaya çalışmak mı? Aslında bu...

En Baba Dembaba mı?

Futbolun ‘F’sinden anlamayan ben nasıl böyle başlık attım. Hiçbir fikrim yok. Ama hoşuma gitti....

İçimde Doymayan Bir Dev Var!

Var mı var vallahi! Hamileliği 6,5 kiloyla tamamlayarak doktorunu bile dumura uğratan ben doğumdan...

Sirkeli Suya Veda; Ilık Duşa Merhaba!

Yüksek ateşle imtihanımız devam ederken aslında doğru bildiğimiz ya da doğru olduğunu sandığımız şeylerin...

Yüksek Ateş Git Başımızdan!

Bugün yüksek ateşle imtihanımızın 3. günü. Bu 3 gündür ne uyku uyudum ne de rahat...

Kategoriler

Yorumlar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here